Eğitim

Bilim ve teknolojinin üretimi, bilimsel bilginin dolaşımı, yaratıcı potansiyeli yüksek bireylerin yetiştirilmeleri sonucu ülkeler, ekonomik ve siyasi yönden önemli değişimlere uğramıştır. Bu değişimler; başta eğitim alanında olmak üzere, ülkeler arasında sürekli yenileşme ve gelişme eğilimi, daha fazla bilgi, daha yeni teknoloji amacına yönelik sınırsız bir rekabeti de beraberinde getirmiştir. Bu nedenle ülkelerin eğitimde yenilikçi yaklaşımları süratle takip edebilmeleri ve bu alandaki değişimlere ayak uydurmaları zaruret haline dönüştürmüştür.

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, ülkemizde eğitim alanında çok ciddi atılımlar yapılmıştır. Gerek müfredat gerekse eğitim teknolojilerinde ortaya konulan yeniliklerle, modern anlamda eğitim standartları yakalanmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda toplumların eğitim düzeyinin temel göstergelerinden birisi olan okuryazarlık oranı, toplamda yüzde 98’ler düzeyine kadar yükseltilmiş; okullaşma oranı ise yüzde 95 ler düzeyinin üzerine çıkarılmıştır. Buna ilave olarak, geçtiğimiz son 10 yıl içerisinde eğitim harcamaları bütçeden en fazla kaynak tahsis edilen alan haline gelmiştir. Ancak eğitim alanında niceliksel iyileşmelere rağmen, kalite sorunları varlığını devam ettirmektedir. Bu kapsamda, OECD tarafından yapılmakta olan PISA testlerinde ülkemizin görece vasat bir profile sahiptir. Bununla birlikte, eğitimde cinsiyet ve fırsat eşitliği halen önemli bir sorun olarak varlığını devam ettirmektedir. Eğitim alanında yapılan Fatih Projesi gibi, eğitim teknolojileri odaklı yatırımların getirileri gerektiği gibi analiz edilememiştir.

KAPSAM olarak biz, kamusal ve özel eğitim harcama ve yatırımlarına ilişkin etki analizleriyle, kamusal karar alma süreçlerine katkı sunmaktayız. Çağımızda özellikle teknolojideki hızlı dönüşüm, ekonomik dönüşümü de beraberinde getirmiştir. Söz konusu dönüşüm, dijitalleşme, bilgi ekonomisi, siber ekonomi gibi yeni kavramları ortaya çıkarmıştır. Dünyada meydana gelen bu gelişmeler uluslararası rekabeti büyük oranda artırmış bulunmaktadır. Üretim, bilgiye bağımlı hale gelmiştir. Bu nedenle “nitelikli işgücüne” duyulan ihtiyaç artmıştır. Nitelikli insan gücünün anahtarı ise eğitimdir. Bu doğrultuda temel amacımız, ülkemiz eğitim sisteminin çıktıları itibariyle 4. Sanayi devrimi olarak nitelendirilen modern çağın gereksinimlerine ayak uydurmasını sağlamaktır.  Bu alanda atılacak adımlar, kuşkusuz eğitim ve iş gücü piyasası arasındaki bağı güçlendirerek, katma değerli ve nitelikli insan sermayesinin oluşmasına katkı sağlayacaktır.


Gıda ve Tarım

Türkiye, dünya tarımsal üretiminde ilk 10 içerisinde yer alan önemli bir tarım ekonomisidir. Tarımsal üretimin GSYH içerisindeki payı, yüzde 6’lar düzeyindeyken, tarımsal istihdamın toplam istihdam içerisindeki payı yüzde 20’ler seviyesindedir. Sanayileşme süreci içerisinde, tarımın GSYH içerisindeki payı kademeli olarak azalırken, tarımsal üretimin verimliliğinde ciddi artışlar kaydedilmiştir. Mevcut durum itibariyle, toplamda 5,5 milyon kişi tarımda istihdam edilmekte olup, geçimini bu sektörden sağlamaktadır. Küresel ölçekte, iklim değişikliği ve nüfus artışı gibi sorunlar, artan nüfusa besleme açısından tarıma özel bir önemde atfedilmesine neden olmuştur. Sürdürülebilir bir büyüme ortamın varlığı için, tarımsal üretimin artarak devam etmesi zaruridir. Bu bağlamda, mevcut ekilebilir alandan elde edilebilecek verimin arttırılması, hasat öncesi ve sonrası kayıpların azaltılması, etkin kaynak kullanımı ve yenilikçi teknolojiler son derece önemlidir. Sürdürülebilir üretimin temelinde tarımsal inovasyonun devamı yatmaktadır.

Gerek diğer ülke örneklerinde gerekse Türkiye de stratejik bir sektör olarak görülen tarım, devlet destekleriyle güçlendirilmektedir. 5488 sayılı Tarım Kanunu uyarınca tarıma verilen devlet desteklerini GSYH’nın yüzde 1’i düzeyinde olması öngörülmektedir. Ülkemizde tarımsal destek nominal olarak artarken, GSYH’ye oran olarak henüz yüzde 1 düzeyine ulaşamamıştır.  Parasal boyutu yanında, tarımsal destekleri etkinliği ve verimliliği harcanan kamu parasının getirimleri bağlamında analiz edilmelidir.

KAPSAM olarak, tarım sektöründe ortaya konulan harcama ve yatırımların etkinlik ve verimlilik kriterleri bağlamında analizine büyük bir önem atfetmekteyiz ve bu alanda çalışmaktayız. Türk tarımında önemli hedeflerden birisi de tarımsal üretimin katma değerin arttırılmasıdır. Bu bağlamda, tarım sektöründeki gelişmeleri gıda alanıyla birlikte ele alınması gerekmektedir. Sonuçta, tarladan nihai tüketiciye giden yolda gıda sanayi önemli bir katma değer basamağıdır. KAPSAM olarak, tarımsal üretimden nihai tüketime konuyu bütüncül perspektiften ele alan analizlerle çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.


Sağlık

Sağlık ekonomik kalkınmışlığın ve toplumsal refahın en önemli göstergelerinden birisidir. Sanayi devriminden bu yana, sağlık alanında ortaya konulan gelişmeler sayesinde ortalama yaşam beklentisinde ve nüfus artışında kayda değer ilerlemeler sağlanmıştır. 1900’lerin başında ortalama yaşam beklentisi 40 yaşlar düzeyindeyken günümüzde 70’lerin üzerine çıkmıştır. Ülkemizde de küresel trendlere paralel olarak sağlık alanında ciddi ilerlemeler kaydedilmiştir.

Bu bağlamda, Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde sağlıkta hizmet kalitesi ve hizmete erişimde önemli adımlar atılmış; aile hekimliği, anne ve çocuk sağlığı, hastane ve hasta yatak sayıları, sağlık personeli, kurumsal yapılanma ve bulaşıcı hastalıklarla mücadele başta olmak üzere pek çok alanda ciddi gelişmeler kaydedilmiştir. Temel sağlık göstergelerine bakıldığında, toplam sağlık harcamaları son 20 yılda yüzde 20 oranında artmıştır. KAPSAM olarak, koruyucu sağlık önlemlerine ve etkin bir sağlık hizmet sunumuna önem atfetmekteyiz. Sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliğini destekleyecek, ikinci ve üçüncü basamak tedavi hizmetlerinin etkinliği arttırmaya yönelik bir hasta sevk zinciri uygulama politikalarını desteklemekteyiz. Bu kapsamda, veri ve kanıta dayalı sağlık politikaları geliştirmek amacıyla uluslar arası karşılaşmalara imkân verecek standart ve kalitede verilerin üretilmesi sağlanmasını amaçlamaktayız.

KAPSAM olarak, sağlık alanında ortaya konular politika alternatiflerinin fayda-maliyet analizlerini yaparak, etkin sağlık politikalarının oluşuma katkı sağlamaktayız.


Enerji

Ülkelerin sürdürülebilir kalkınmalarını ve toplumsal refahını sağlayabilmesi için artan enerji talebini karşılamaları gerekmektedir. Bu bağlamda, Türkiye mevcut enerji kaynakları göz önüne alındığında kendi kendine yetebilen bir ülke olmadığı görülmektedir. Ancak Türkiye, stratejik bir coğrafi konumda olması nedeniyle sahip olduğu enerji potansiyeli açısından birçok ülkeye göre şanslı olduğu söylenebilir. Türkiye, bu önemli konumunu kullanarak son 15 yılda kaydettiği ekonomik büyümeye paralel olarak dünyanın en hızlı büyüyen enerji piyasalarından biri haline gelmiştir. Ülke ekonomisinin büyümesi, teknolojinin gelişmesi, refah düzeyinin yükselmesi ve nüfusun artışıyla beraber Türkiye’nin enerji tüketimi 2001 yılından sonra yüzde 45 oranında artış göstermiştir. Mevcut yapı içerisinde birincil enerji üretiminde yüzde 85’lerin üzerinde bir ithal girdi kullanılmaktadır.

Enerji tüketiminde büyük oranda dışa bağımlı olan ülkemizde bu bağımlılığı azaltmak için yerli kaynakların hayata geçmesi büyük önem taşımaktadır. Yerli kaynağa dayalı üretimi arttırmak için yenilenebilir enerji yatırımları artırılmalıdır. KAPSAM olarak, Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltacak sürdürülebilir büyüme potansiyelini destekleyecek, arz güvenliğini katkı sağlayacak politika alternatiflerini analizini yapmaktayız.